yazar-çizer-okur-fotoğraf çeker-doktor

yazar-çizer-okur-fotoğraf çeker-doktor

DSC_3110a

Ben hayatla, hayat benimle dalga geçiyoruz. Kim galip kim mağlup anlayamadım…..

Doktor. Kıbrısta doğdu. Hem Akdenizli hem de adalı olmanın ayrıcalık olduğunu hissetti her zaman hayatı yaşarken . Daima hafife aldı hayatı ama hayat onu hiç hafife almadı; yine de güldü geçti her yeni olay karşısında. Üniversite diyerek geldi İstanbul’a ve her zaman geriye dönme arzusu oldu içinde . Yıllarca bavulu hazır bekledi doğduğu topraklara dönebilmek için; sadece tatillerde gidebildi. Sonunda gerçek bir İstanbul sevdalısı oldu çıktı. Öyle ki bir gun İstanbul’dan ayrılırsam her köşesini fotoğraf karelerınde saklarım diyerek başladığı fotoğrafcılık , bir İstanbul tutkusu gibi her gün biraz daha büyüdü içinde. Sonunda ne seninle ne de sensiz diyerek İstanbula teslim oldu. Çeşitli denemeleri ve yazıları var. Bir roman yazıyor. Yazacak o kadar çok şey var ki, tam bitti diyorum yeni bir olay başlıyor hayatımda romanım bir türlü bitmiyor diyor. Gerçekten anlattıkça anlatmak istiyor insana.. Hayatında derin izler bırakan depremi anlatıyor. Savaşı anlatıyor . Kıbrıs var yaşamın tam ortasında. İstanbulu bir tutku olarak yaşıyor. Kıbrıs, Kıbrıs diye diye çakıldı kaldı İstanbul’da…
Bir de meslek edindiği çocuk dotorluğunu yapıyor. Çocukları sevmemek mümkün mü diyor, oyunlarla muayeneyi tamamlıyor. Çok renkli çocuklar diyor, bir çocuklar bir de doğanın renkleri; vazgeçilmez ikili.

Renkleri seviyor, renklileri, bir de delileri.

Hayatı Yavaşlattım

Hayatı Yavaşlattım

DSC_1355

Bir gün geçmişe bakmayı bırakınca başlar insan yeniden yaşamaya. Sakin durgun ve huzuru bulduğu gündür işte o gün. Tam da kırılma noktasıdır insanın hayatındaki. Boş ver dediği, yavaşladığı ve yavaş bir hayatı yaşamaya başladığı en güzel günlerdir. Hep bir kırılmışlık vardır bu huzurun başlangıcında, sorgulamayı bıraktığı ‘’seni seninle bıraktım’’ dediği.
Bazı insan yavaş yaşamayı sevmez, çünkü nasıl yaşanacağını bilmez. Saldırmak vardır doğasında, kırmak vardır ve üzmek vardır. Tarihin derinliklerinden getirdiği o hayatta kalma içgüdüsü ile etrafındaki her şeye sahip olmak, kırmak, elde etmek ister çevresindeki her şeyi. Çünkü öyle zayıf hisseder ki ancak bunlarla mutlu olunabileceğini zanneder. Karşısındakine saldırdığı zaman mutlu olduğu düşüncesi ile zayıflığını kapatmak ister, mutsuzluğunu huzursuzluğunu korkularını ve hatta terk edilmişliklerini. Yalnızlıklarını saklamaya çalışır, çok huzurluyum imajını yaratır, ama yavaşlamayı bilmez. Korkar yavaşlamaktan, gücünü kaybettiğini zanneder, hayatı elinden akıp gider, huzurun, yeni heyecanın, yeni bir maceranın farkında olmaz. Kaybettiklerini fark etmez kıra döke ömrü tükenir de o, aslında kendi hayatının tam da ortasındakilere saldırdığını fark etmez.
Uzaktan bakmak gerekir bu insanlara, acımadan üzülmeden ne yapmaya çalıştığını sorgulamadan. Mutsuzluğunu, saklamak için nasıl gayret ettiğinin farkında olarak. Yalnızlığına üzülmeden, tercihlerine saygı duyarak ve kendinden uzak tutarak, uzaktan bakarak, bir gün adımlarını yavaşlatmasını umarak izlemek gerekli bu insanları. Zayıf hissetmemesi için ego ve hırslarının kölesi olduğunu fark edeceği günü ve bu zayıflıktan çıkmasını beklemek gerekli. Bir gün veya bir yıl veya bir ömür. O gözlerine inen buzlu camın kalkmasını beklemek gerek. Ruhuna yaptığı hırs dövmesinin kalkmasını beklemek gerek. Ama uzakta, hatta en uzakta…
Yavaş yaşamak bir kaçış değildir, bir tercihtir. Ben bu mücadelenin içinde değilim demektir. Hayatı bu kadar ciddiye almıyorum artık demektir, ben artık bu çevremdeki kalabalıktan kendimi kurtardım, gelecek kaygılarım yok demektir. Hayattaki hızımı azalttım kimseyle mücadele etmiyorum demektir, ben şu anın keyfini çıkarıyorum, egolarla uğraşmıyorum demektir. Yaşamın yeniliklerine uyum sağlıyorum, yeni bir hayata başlıyorum demektir.
Hayal kırıklıkları, güvendiğim dağlara kar yağması, aslında ne çok yanılmışım demesi, insana tam da bu yeni başlangıcı getirir. Hayat zaten macera, yavaş yaşamaksa bir beceri. Bunu öğrenebilen insan tam da bu anın huzurunu deneyimler ve bir daha o mücadelenin içinde olmaz. Kendinde, başkalarının ego ve hırslarından uzaktan bakmayı becerebilen insan bir daha o girdabın içine girmez.
An şu andır; gün, tam da bu gün yeni bir başlangıç için,hayatı yavaş yaşamak huzurunu yakalamak için.

Alzheimer denilen illet…

Alzheimer denilen illet…

11144790_10153501748028570_5510873890078692731_n

 

 

Ellerimde bavular kapıdan giriyorum, mutfak aynı mutfak, ev aynı ev, balkon aynı balkon, çok olmamış en fazla bir ay. Bırakıyorum ortalara yürüyorum, ”Anne” diyerek. Biliyorum odasında her zamanki koltuğunda oturuyor. İçeriye bakıyorum, evet orada ” Anne ben geldim ” diyorum yürüyorum yanına. Yüzünde bir tebessüm ” Annem hoş geldin” o kadar, sadece o kadar başını çeviriyor televizyona.  Sonra tekrar bakıyor ” ne zaman geldin” sarılıyorum öpüyorum, ”Şimdi geldim” diyorum, ” Napan anne” ”iyiyim diyor sen geldin şimdi daha iyiyim”. Tamam diyorum iki gün burdayım, çantalarımı odama bırakayım geliyorum.

Ve süratle yeniden yanına dönüyorum, kapıda beni görünce ” Annem hoş geldin ne zaman geldin diyor”. Bakıyorum sadece ” Yoksa az önce beni görmedi mi diyorum kendime bakıyorum. Bir daha sarılıyorum bir daha öpüyorum, ” Anne burdayım” diyorum, şimdi iki gün birlikteyiz, ”çok sevindim diyor biliyorsun ben gelemem sen çok sık gel ” diyor…

Sonra başlıyoruz sohbete. ” Senin çocukların var mı, sen nerdesin, sen çalışıyor musun. Adın neydi senin? ” bitmek bilmeyen sorular. Hepsine yeniden cevap veriyorum yeniden anlatıyorum ama sanki beni dinlemiyor.

Elimde iki kahve ”hadi kahve içelim” diyorum, bakıyor ”ben kahve sevmem diyor” her gün kahve içtiğini kahve partileri yaptıklarını unutmuş demek ki diyorum. Anne diyorum hadi gel seninle evlatlarının adlarını sayalım, tamam sayalım diyor yüzünde kocaman bir tebessüm, nasıl da mutlu ediyor düşüncesi bile. Başlıyor saymaya bir elinin parmaklarını göstere göstere ” Bir Derviş….iki ” ben kesiyorum konuşmayı ” Hayır anne diyorum hayır Derviş babam sen evlatlarının adlarını sayacaksın” Bakıyor yüzüme ” doğru diyor Derviş baban….sonra susuyor, sonra yine susuyor ” Başka hatırlamam diyor.” Ben sonra devam etmiyorum saymaya edemiyorum çünkü; vazgeçiyoruz saymaktan.

”Erken gitti diyor” sonra anlatıyor, eskiye ait ne varsa anlatıyor. Babamı anlatıyor, evini anlatıyor komşularını anlatıyor. Hem susuyor hem de anlatıyor. Arada soruyorum, lafa dalıyorum, biraz daha öğrenmek istiyorum biraz daha yazmak istiyorum anlatılanları,  ” hatırlamadım diyor”, sadece bildiklerini anlatıyor, hatırlayabildiklerini, değerlerini en çok kıymetlilerini. Babam, babamın dükkanı, kaymaklıdaki evi, tekerlemeler. ”Baflıyım ben Baylıyım, biriynan sevdalıyım”, ” Garadır gayısıdır Kıbrıs’ın yarısıdır, beyazdır tütülüdür Kıbrıs’ın bütünüdür”. Elimde kağıt kalem o söylüyor ben yazıyorum.

Evimize gidelim diye tutturduğu günler oluyor bazen. Haklı, düzen değişmiş bir başkası gelmiş onunla yaşıyor kısa bir süre için de olsa.

-Anne diyorum bu ev bizim, yüzüme bakıyor

– Bana anne  dedin diyor o halde sen benim kızımsın…

yüzüne bakıyorum,

-anne sen benim annemsin…. diyorum

-o halde ben seni çok severim…. diyor

-anne ben de seni çok severim…. diyorum

Ama artık ağlamıyorum. Bununla yetinmeyi öğreniyorum. Bir daha sarılıyoruz birbirimize yeniden annesini bulmuş çocuk gibi, bir yerlerde kaybettiği kızına kavuşmuş anne misali. Kim çocuk kim anne aldırmıyoruz artık.

Birçok şeyi yapamıyor, aslında hiçbirşey yapamıyor son zamanlarda. Unutuyor ve unuttuğunun farkında. Masada yemek yemeyi unutuyor mesela, su içmeyi unutuyor, desteksiz yürüyemediğini unutuyor, beş kardeş olduğumuzu unutuyor. Herkesi gördüğü zaman hatırlıyor ama kimseyi diğerinin yanına koyamıyor. Bağlar kaybolmuş, ilgiler azalmış. Beş çocuğu çiçekler gibi yetiştirdiğini unutmuş. ”Şimdi çocuk büyütmek çocuk oyuncağı bizim zamanımızda çamaşır makinesi yoktu, ocak yoktu hazır bez de yoktu. İslim yakardık çamaşırları saatlerce gaynatırdık” dediği günleri unutmuş.

Mevsimler geçiyor, yaz geliyor kış bitiyor. Her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor bizlerden. Huzurlu ama uzak hepimize. Bazen gözlerinde kocaman bir korku bazen bir çocuk kadar saf. Hadi diyorum dondurma yiyelim, ellerinde dondurma parmaklarının arasından akıyor, damlıyor koca koca iz bırakıyor aktığı yerlerde, onlar dışta benim göz yaşlarım içte….

11193365_10153244464678570_2768391495721394961_n

66181_10153118852728570_3390961821330940398_n