Bir Masaldır Yaşamak

Bir Masaldır Yaşamak

Bir insan düşünün ki her gün gidecekmiş gibi ve hiç gitmeyecek gibi yaşasın. Bir şehri çok sevsin , herkese ama herkese sevgisini anlatsın ama asla oraya yerleşmesin, ulaşmak istemediği sevgili sanki. Doğduğu ülkesine hayran yaşadığı yere aşık. Kendini ne büyük şehre uyumlayabilsin ne de küçük bir şehirden kopsun . Her gece uykusunda doğduğu yeri yaşasın , ama gün doğunca keşmekeşin içinde yuvarlansın . Bir hayat düşünün ki, ne buraya ne de oraya ait olsun . Sırtını sıvazlayacak insanlardan uzak , dost dediklerinden ayrı düşsün . He gün yeniden dost yaratmaya çalışsın ve her akşam, yalnız ve karanlıkta elini tutacak bir el beklesin .

Bu insan kocaman bir kalabalığın arasında sessizliği ve yalnızlığı yaşasın. Her gün saatlerce konuşsun anlatsın ama akşam karanlığında ben bu gün ne yaptım diye sorgulasın dursun. Ne kimseye hesap sorsun ne de kimseyle dertleşsin . Öylece yuvarlanıp gitsin işte, yaşadığını sanarak, öyle bir insan düşünün ki bir robot gibi programlansın, yapması gerekenleri yapsın sonucunu düşünmesin. Duygu olmasın, düşünce ortaya konmasın, istekler kalbur altı yapılsın , bazen arada bir yorgun düşsün ama bunu da kimse bilmesin. Öyle bir insanoğlu ki sadece yaşasın . Neden yok, sonuç yok ; hem ama-lar, hem de çünkü-leri çıkarsın hayatından .

Bazen bunlar geçiyor içimden sabah trafiğinde işe yetişmeye çalışırken. Herkesin bir acelesi var herkes biryerlere yetişmeye çalışıyor. Dün nasılsa bügün de öyle olacak ama yine de geç kalmışlar işte, yaşamın ucundan tutmaya çalışıyor şu İstanbul lu . Kadın erkek çocuk , hep geç kalmışlar . Kimi okula kimi işe kimi alışverişe ve bazısı da hastaneye , postaneye, pastaneye . Benim gibi düşünüyorlar mı diye bakarım yüzlerine, anlamaya çalışırım kimi zaman ne var bu İstanbul’da, ne buluyorlar diye sorarım kendime. Yaşamın neresinden yakaladıklarını bilmeden koşuşturup duruyorlar. Yolda seyyar satıcıya takılıyor gözüm, günlük harçlığın peşinden koşuşturan simitciye bakarım derinden. ”Bu gün hayat bu kadar mı derim” ama o duymaz benim dediklerimi; ben de bilirim ki duysa da anlamayacak sözcuklerin değerini. Herkes yaşamın ucundan tutuyor. Tam ortasından tutan yok gibi sanki. Bakarım ve bakar kalırım . İstanbulda yaşayan İstanbullu yok gibi. Kime ‘nerelisin ‘ desem asla İstanbul yanıtını alamadığım bir kalabalık var bu şehirde . Neden yaşanıyor nasıl yaşanıyor, bir de bu soruların yanıtını bulsam diye sorar dururum hem kendime hem de herkese. Ben İstanbul’un tam ortasında yaşadım. Ama ben öyle bir yaşadım ki her halini, öyle bir kayboldum ki içinde ve öyle bir sevdim ki bu derbeder şehri, gitmedim gidemedim işte .

İstanbulu dinliyorum gözlerim kapalı demiş ya şair . Büyük şair Orhan Veli Kanık . Haklı belki de; bu şehri ancak gözün kapalı dinleyebilirsin . Sadece gözün kapalı yaşarsın . İstanbul dediğin nedir ki; bir kalabalık bir yalnızlık.

İstanbulu artık hiç sevmiyorum , diyor bir şarkıda ; içim ümitle dolar tamam bitti bu İstanbul sevdası derim, derim ya, ne giden var ne de gitmeyi düşünen .

İstanbulun taşı toprağı altın mış. Öyle bir altın ki iyi saklanmış kimse bu güne kadar bu altını bulamamış .

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul derken Yahya kemal Beyatlı, hiç karlı bir günde o tepelerin kahrını çekti mi acaba ? Tepeden bol ne var ki İstanbul’da, yedi tepeli yedi kapılı yedi zindanlı, yedi kocalı , kocaman bir İstanbul .

İstanbul işte boyle bir yer . Ne yaşayan memnun ne de yaşamayan . Bir de benim gibi yaşayıp da yıllardı bavulunu hazır tutanlar var. Belki giderim diye. Belki giderim ve özüme geri dönerim diye düşünenler eminim ki az sayıda değil. Bavulum hazır da bir de gidebilsem .

Ben İstanbul’u bir sevgiliye benzetiyorum . Güzel olduğu kadar hoyrat, sevimli olduğu kadar kaba ve acımasız. İnsanın içine işleyen bir sevgili İstanbul. Ne bırakır gidebilirsin, ne de onunla olursun . Ne vazgeçersin ne de birlikte mutlu olursun. Ne dostundur ne de düşmanın .
Hem seversin hem de nefret edersin. Hem bağlanırsın hem de bağlarından kurtulmak istersin sürekli bitmeyen bir çabayla. Hem vebalindir hem de günahındır İstanbul. Hem sevgilindir hem de senin olmayacak bir eşindir. Kaçmak isterken en güzel bakışıyla gözlerini deler geçer, deler de dünyayı, sadece İstanbul zannedersin yine ellerin yanına düşer, hapishaneye geri dönersin . Elinden kurtulursun bacaklarıyla sarar bedenini. Kalmak istersin ama bilirsin ki paylaşmak gerekli kalınca. Sevda bu dersin sevda da paylaşılmaz ki. Leylayla Mecnun gibidir İstanbul’a aşk. Hiç kavuşmayacak gibi seversin. Keremle Aslı gibidir bu hastalıklı sevgi. İnsanı hasta eden insana ilaç gibi gelen bir sevdadır İstanbul.

Ve ben her akşam yeniden bavulumu hazırlarım. Belki giderim belki bu sevdadan geçerim diye düşünürüm . Sabahın ilk ışıklarıyla aşkım yeniden alevlenir. Geceye saklarım nefretimi, gündüz sevişirim gece nefret ederim, ama bavulum hep hazır olur. Bilirim ki gideceğim güne az kalmıştır. Bilirim ki ben bu sevdadan çoktan geçtim. Gönlüme söz geçirebileceğim günü beklerim. Vazgeçsin isterim , hem de öyle bir geçsin ki bir daha daha arkama bakmak gerekmesin . Ve isterim ki, bir daha geri dönmek mümkün olmasın.
Ve…. ben İstanbulu çok seviyorum ..orijinal 2014 ocak

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.