Nazar Boncuğu

Her yeni başlangıçlarda , her yeni onaylamada ve kaybetmekten korktuğumuz her olguda ‘ nazardan, kem gözden korusun’ diyerek başlarız söze .

Bazen nazar duasıdır inancımız , bazen de nazar boncuğuna sığınırız . Farsça kökenli kem sözcüğü kötü, fena anlamlarına gelir. İnsanın iyi ve kötü bütün düşüncelerinin dışa yansımasıdır gözden gelen ışık,  içinin yansıması. Bu bağlamda bakıldığında kişinin dünyaya açılan penceresi gözdür ve göz her türlü, iyi ve kötü, düşüncelerin ilk çıkış noktası olarak kabul edilir. Bu yüzden bakışlardan, kötü gözlerden korunmak amacıyla emici özelliği olduğuna inanılan mavi renkli taşlar eskiden beri kullanıla gelmiştir. Ve son halini günümüzdeki çeşit çeşit nazar boncukları olarak almıştır.  Mavi boncuğun gözden gelen kötü enerjiyi kendisine çekerek yok edeceği fikri yaygındır.  Bakışın yakıcı gücü olduğu düşünülür ve nazar boncuğu ile gözden gelen fenalıktan korunulacağı düşünülür .
Nazar boncuğu çok eski bir Anadolu inancının camdaki yansımasıdır . Genellikle göz şeklinde olur . Bu figüre, Musevi, Hıristiyan ve İslam kültürlerinin yanı sıra, Budist ve Hindu toplumlarda da rastlıyoruz. Bu ortak gelenek Anadolu’nun 3000 yıl öncesine dayanan cam sanatında yeni bir kimlik kazanır ve burdan büyün dünyaya yayılır. Anadolulu bir cam ustası, göz figürünün gücünü ateşin gücüyle birleştirerek yepyeni bir tılsım yaratır, Nazar Boncuğu. O zamandan bu yana insanlar, kötülüklerden korumak istedikleri her şeye nazar boncuğu iliştirmişlerdir. Yeni doğmuş bebeklerden, bindikleri ata, hatta, evlerinin kapılarına bile. Evlerimizde kullandığımız nazar boncuğunun evin huzurunu koruyacağına inanılmaktadır . Anadolu kadınının takılarındaki nazar boncukları her dönemde vazgeçilmez süs eşyası olmuştur asırlar boyunca . Şu an, gerek inanç gerek gelenek, gerekse de süs eşyası olarak pek çok kişi nazar boncuğunu günlük yaşantısında çok sık kullandığı yerlerde bulundurmaktadır. Nazar boncuğu yapılılırken içine kurşun dökülür. Bunun da iyi şans getirdiği söylenir.

Nazar boncuğu geleneği Anadolu’da hâlâ yaşamaktadır. Sayıları giderek azalan nazar boncuğu ustalarının hünerli elleriyle biçimlendirdiği ışıltılı göz boncukları, Anadolu’dan dünyanın dört bucağına yayılmaktadır.

Tagged : / / / / / /

Sonrası Dağınık Yatak

Baba sonsuza gittiği gün hayaller de meçhule doğru yola çıkar aslında. Sadece baba değildir kaybedilen; aynı anda bir de sevgilidir arkasından ağladığın.

Bazen yol, bazen de oyun arkadaşındır giden ve bir daha geri dönmeyen. En büyük sırdaştır kaybettiğin. Kaybedişi ilk kabulleniştir hayatta , ilk başlangıç istenmeyen ve hayatın kaybediş olduğu gerçeğinin ilk sızlanışı aslında . ”Ben böyle kaderin” demeğe başladığın gündür belki de .

Kız çocuklarının ilk sevgilisidir baba; kendini onunla özdeşleştirmiştir; karşılıksız sevgiyi onda bulmuştır çoğu zaman.

Şımratılıyor seviliyorsun ilk defa bir erkek tarafından ve ilk paylaşımı onunla yaşıyorsun aslında. İsteklerini arka arkaya sıralarsın, oyuncaklar bebekler ,sonra istenmesi güç ne varsa, bilirsin ki reddedilmeyecek. Boynuna dolanan kolların hiç itilmeyeceğini biliyorsun, kendini güvende hissetmenin dayanılmazlığını yaşıyorsun. Kendin gibisin onun yanında değişmen gerekmiyor.

Baba denince akan sular durur, babaya beğendirmeye çalışırsın kendini, köpüklü yapılan kahvenin en iyisi babanındır, başarının altında babaya uzatılan sevgi vardır; baba istemiştir. Baba için dünyalar yıkılır hayaller yeniden kurulur.

Babayla fısıldaşmalar göz kırpmalar, babanın omzudur ilk gözyaşlarının durağı. İlk tartışma babayla yapılır, dargın kalınamayacağı anlaşılır, sonrası yoktur bir daha. İlk sevgilini yine babana anlatırsın ona benzesin istersin.

Ağlayış kaybolan gelecektir aslında, vurgun yemiş hayallerindir gerçekte. Bir daha yerine konamayacak bir sevginin arkasından bakarsın. Sonrası, öncesi derken böyle; sırtını dayayacak boynuna sarılacak arayışlara başlarsın . Önceleri yerinin doldurulamayacağını farketmezsin avunur durursun, her seferinde yeniden bir daha yanılırsın; aramak bitmez, bir damla sevgi uğruna inim inim inlersin de duyan olmaz.

Önceleri sevgiyi ararsın sahiplenilecek, sonra baba gibi der yine ararsın; kimini baba yerine koyarsın. Ama yanılgı uzak değildir her seferinde.

Kimini ”yanlış sevgi” der, terk edersin. Kiminde aradaki kadına bırakır çeker gidersin. Bazen usulca yaklaşırsın; acemice uzanan ellerin havada kalır. Terk etmek ve terk edilmek hayatının tam ortasına düşer; erken çekip gitmeler babadan mirastır aslında.

Bazısında yanılgıyı kabullenir şaşırır kalırsın, bazen de susarsın ki anlaşılmasın şaşkınlık diye. Kollarını uzatırsın temkinlice, boşta kalınca sallanırsın serserice.

Sonra değeri kalmamıştır aramaların, sonrası dağınık bir yataktır geriye kalan. Her gün yeniden yanılırsın, babanın yerini dolduramayacağını kabullenirsin her seferinde. Kiminde doğruluk ararsın, kiminde sevgiye doyarsın, birinde ihaneti digerinde çıkarları uzaktan seyredersin. Bir gün aramaktan vazgeçersin, vazgeçer de baba aklına geldiğinde iki damla göz yaşını içine akıtırsın.

Hem dayanmayı öğrenirsin hem de hayatla dalgayı. Omuzların çökmüştür ama hala bir umut vardır içinde. İsyanlar büyür, büyür de öyle kocaman olur ki bir gün, gitmekle kalmak arasında bocalar durursun.

Bundandır ki çevremde bir baba-kız aşkı gördüğümde usulca yaklaşıp yanlarına dürtmek gelir içimden sahip çıkın birbirinize zaman kısa demek isterim her seferinde .

Tagged : / / / /

Ayçiçeği, belki de aşk çiçeği.

Aşk çiçeği olmalıymış adı. Hani derler ya ”eden bulur inleyen ölür”. Hani biri daha çok sever ya öyle işte ay çiçeğinin aşkı. Güneşin tanrısı Apollon ve sarı saçlı Clytie’nin aşkı anlatılır bu sevdada.

Clytie öyle aşıkmış ki Apollon’a onu izlerken kör olmaktan korkmadan gözlerini diker bakarmış gökyüzüne. Apollon’a seslenmiş bir gün Clytie. Aşkını anlatmış ve ne pahasına olursa olsun kendisini güneş ışığıyla yaksa da kavrulsa da aşkından vazgeçmeyeceğini haykırmış Apollon’a. Ama Apollon gülmüş, alay etmiş, önemsememiş Clytie’yi.
Clytie üzüntüsünden dağ, tepe gezerek Apollon’ un gökyüzünde yüzünü göstermesini beklemiş, yaşama küsmüş. Yememiş içmemiş günler boyunca.
Gözyaşları ve çiğ taneleri ile beslenmiş gün boyunca. Zayıflamış ve bitkin düşmüş. Artık güneşe bakarken başı dönüyor, gözleri kararıyormuş güneşin kavurucu ışıklarından. Ve Clytie bir gün göçüp gitmiş bu dünyadan, bu aşk acısı göçmemiş.
Apollon Clytie’nin cansız bedenini görünce çok üzülmüş, kahrolmuş. Ve Zeus’a yalvararak, Clytie’nin tekrar hayata dönmesini istemiş. Zeus da dayanamamış Apollonun kahrına, acısına, bu isteği yerine getirerek, boyu onun gibi uzun, saçları onun gibi sarı bir çiçeğe dönüştürmüş Clytie’yi. Clytie’nin bacakları birden toprağın derinliklerine gömülmeye başlamış. Bacakları ve bedeni incelerek yeşilimsi bir renk almış. Güzel yüzü bir çiçeğe, altın saçları, taç yapraklara dönüşmüş. O gün bugündür ayçiçekleri, sabahtan akşama kadar güneşi takip ederler, gün batınca, boynunu hüzünlü bir biçimde eğerek, tekrar güneşin doğmasını beklermiş, sevdiğini yeniden görmek için.

Aşk bu, masal gibi. Ayçiçegi günese asik olunca gülmekten kirilmis bütün bitkiler..”günes gökyüzündeki tahtindan bir an bile ayrilmaz, kudretli ve ulasilmazdir; sen kim o kim. Vazgeç bu sevdadan” demisler hep bir agizdan. Ayçiçegi sesini çikarmamis. Sevdali gözlerini dikmis günese bakmis bakmis bakmis. Uzun bir müddet hiçbir seyin farkina varmayan günes nihayet bir gün ayçiçeginin bakislarini hissetmis üzerinde, önce geçici bir heves sanmis ama zamanla yanildigini anlamis, ayçiçegi öyle inançliymis ki günes tahtini nereye taşıdıysa yılmadan usanmadan o yöne çevirmiş başını.
Ve gel zaman git zaman aşkından güneşe bakan yüzü kapkara kesilir yanar, kavrulurmuş ayçiçeği.
Sevgi gibi gelir bana ayçiçekleri, kendinden vermeye çalışan, güneşten medet uman bir edaları vardır. Karşılık bekler gibi dururlar, beklemezler. Nazlarını belli etmezler. İçimi ısıtırlar, gülümsüyorlarmış gibi. Hiç vazgeçmeyeceklermiş gibi dururlar, ama ağustos sıcağıyla kavrulurlar sanki. Ümitlerini kaybedip, kendilerini sunmaya hazırlanırlar. Başlarına ne gelecekse kabulleridir artık.

Tagged : / / / / / /
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.