Öylesine…iki (yazar adının saklı kalmasını istedi)

Hayat bir şey istediğinde,

İşte hayat dediğimiz şey yani,

Böyle gelip bir şey istediğinde,

bakarım yüzüne.

 

“Gel” derim, “gel”

“Verecek bir şey yok bende ama,

Alacak birşeyler kaldıysa eğer,

eğer alıp da yerine koymadığım bir şey bulursan heybemde

gel…”

 

Yeterince çok acı çekip, yeterince çok “yeter” dediyseniz, ve alınacak bir söz, verilecek bir hesabınız kalmadıysa, ya da en azından kalmadığını düşünebildiyseniz,

öyle öylesine değil, sapasağlam, delikanlısından, en dikinden, en dolambaçlı, en karanlığından bir yokuşu çıktıysanız, artık kolay kolay vermezsiniz bu hayata kendinizden.

 

Ama “gel” dersiniz, “gel bakalım…”

Al abiliyorsan al, söküp götüreceksen mutluluğumu, yani, ”yerse yani” kıvamında davet ettiğinizde hayatı, hayatınıza,

korkar siner karşınızda.

Bunca yokuşu, bunca acıyı haybeye yaşamadıysanız eğer, eğer ölecek bir candan başka, ki o da kimseye fayda sağlamaz, yani beş para etmez dünya parasıyla, şöyle en affillisinden, en sağlamından bakacaksın hayatın gözünün tam içine.

”Siner” karşında.

Öyle bir siner  ki, “varsa istediğin buyur gel sen al” der gibi siner.

 

 

Bu hayatın iki yönü var senin için.

Ya alırsın, ya verirsin.

Her an herşeyi vermeye hazır olan her an herşeyi alır bu hayatta.

 

O yüzden korkma.

Başına gelecekler başına gelenlerden kötü olmayacak.

Beterin beteri vardır derler ya,

Hadi bakalım….

Çok adamsa,

En beteri dikilsin karşıma….

O mu bana, ben mi ona?

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.