Ayçiçeği, belki de aşk çiçeği.

Aşk çiçeği olmalıymış adı. Hani derler ya ”eden bulur inleyen ölür”. Hani biri daha çok sever ya öyle işte ay çiçeğinin aşkı. Güneşin tanrısı Apollon ve sarı saçlı Clytie’nin aşkı anlatılır bu sevdada.

Clytie öyle aşıkmış ki Apollon’a onu izlerken kör olmaktan korkmadan gözlerini diker bakarmış gökyüzüne. Apollon’a seslenmiş bir gün Clytie. Aşkını anlatmış ve ne pahasına olursa olsun kendisini güneş ışığıyla yaksa da kavrulsa da aşkından vazgeçmeyeceğini haykırmış Apollon’a. Ama Apollon gülmüş, alay etmiş, önemsememiş Clytie’yi.
Clytie üzüntüsünden dağ, tepe gezerek Apollon’ un gökyüzünde yüzünü göstermesini beklemiş, yaşama küsmüş. Yememiş içmemiş günler boyunca.
Gözyaşları ve çiğ taneleri ile beslenmiş gün boyunca. Zayıflamış ve bitkin düşmüş. Artık güneşe bakarken başı dönüyor, gözleri kararıyormuş güneşin kavurucu ışıklarından. Ve Clytie bir gün göçüp gitmiş bu dünyadan, bu aşk acısı göçmemiş.
Apollon Clytie’nin cansız bedenini görünce çok üzülmüş, kahrolmuş. Ve Zeus’a yalvararak, Clytie’nin tekrar hayata dönmesini istemiş. Zeus da dayanamamış Apollonun kahrına, acısına, bu isteği yerine getirerek, boyu onun gibi uzun, saçları onun gibi sarı bir çiçeğe dönüştürmüş Clytie’yi. Clytie’nin bacakları birden toprağın derinliklerine gömülmeye başlamış. Bacakları ve bedeni incelerek yeşilimsi bir renk almış. Güzel yüzü bir çiçeğe, altın saçları, taç yapraklara dönüşmüş. O gün bugündür ayçiçekleri, sabahtan akşama kadar güneşi takip ederler, gün batınca, boynunu hüzünlü bir biçimde eğerek, tekrar güneşin doğmasını beklermiş, sevdiğini yeniden görmek için.

Aşk bu, masal gibi. Ayçiçegi günese asik olunca gülmekten kirilmis bütün bitkiler..”günes gökyüzündeki tahtindan bir an bile ayrilmaz, kudretli ve ulasilmazdir; sen kim o kim. Vazgeç bu sevdadan” demisler hep bir agizdan. Ayçiçegi sesini çikarmamis. Sevdali gözlerini dikmis günese bakmis bakmis bakmis. Uzun bir müddet hiçbir seyin farkina varmayan günes nihayet bir gün ayçiçeginin bakislarini hissetmis üzerinde, önce geçici bir heves sanmis ama zamanla yanildigini anlamis, ayçiçegi öyle inançliymis ki günes tahtini nereye taşıdıysa yılmadan usanmadan o yöne çevirmiş başını.
Ve gel zaman git zaman aşkından güneşe bakan yüzü kapkara kesilir yanar, kavrulurmuş ayçiçeği.
Sevgi gibi gelir bana ayçiçekleri, kendinden vermeye çalışan, güneşten medet uman bir edaları vardır. Karşılık bekler gibi dururlar, beklemezler. Nazlarını belli etmezler. İçimi ısıtırlar, gülümsüyorlarmış gibi. Hiç vazgeçmeyeceklermiş gibi dururlar, ama ağustos sıcağıyla kavrulurlar sanki. Ümitlerini kaybedip, kendilerini sunmaya hazırlanırlar. Başlarına ne gelecekse kabulleridir artık.