Öylesine….bir  (yazar adının saklı kalmasını istedi)

Öylesine….bir (yazar adının saklı kalmasını istedi)

Bazen yorulursun…

O kadar çok yorulursun ki, hani nefes almaya kalmaz kuvvetin.

Bazen bitap düşer kafanın içindeki bütün tilkiler.

Şeytanın fısıldadıkları bile keyif vermez olur ya adama hani,

Hah işte öylesine, ölesiye yorulur insan….

Yaşadığımız bu hayatta, herkesin acısı kendi kadar olsa da – hani dağına göre kar verirmiş ya – işte o karı ayarlayamaz bir türlü. Yazın ortasında kar, kışın ortasında kar, sonsuz bir döngünün içine girersin.

Bir yanda yağan karları izlersin, kıçın başın donar, bir yandan bakarsın yukarıya güneş nerde diye. Kafanı kaldırdıkça daha çok üşürsün tabi. Sonra güneş çıkar gibi olur, sonra “kar topluyo kar” derler ya hani, hah işte hakkaten de toplaya toplaya yağar tepene…

Bazen susarsın, hiç bir cümle dahi kurmazsın, sen kurmadıkça daha çok yağar.

Bazen konuşursun, ağzında bir kamyon kavga kıyamet, bir nefret silsilesi, ses çıkardıkça da daha çok yağar.

Sonra dersin burasının iklimi kötü, ben kendi bahçeme döneyim, sonra öyle bir yağar ki mahsur eder seni, hiç bir yere kıpırdayamazsın.

İşte bu sonsuz, sıkıntılı, soğuk döngünün içerisinde bluduğunda kendini, yapman gereken tek şeyin beklemek oldupunu bilmene rağmen, bekleyemezsin. Sabredemezsin, çünkü adının hikmetindeki sabır bile bazen o kadar çok yağdırmışdır ki üstüne lapa lapa, oturup da bir an bile sabredemezsin. Sana öğretilen en büyük gerçeğin, birgün bir yertlerde birşeylerin daha iyi olacağının umudu olsa da, artık bir damla bile kalmamıştır sabrın.

Ne kaçarsın, ne susarsın, ne konuşursun, ne beklersin….

İşte sonsuz bir döngü, sonsuz bir zindan sana….

Eğer bu zindana bir kere düştüyseniz, ne olduğunu bilirsiniz.

Tarifi zordur, ama siz bilirsiniz…

Önünüzde iki şans olduğunu da biliyorsunuz.

Ya çürümek, yada savaşmak.

Halbuki savaşmak olmamalıydı haklarının sana verilmesini sağlayan.

Ama çile işte.

Kimse size hayat adil olacak sözü vermedi ki.

Şimdi son bir kez kaldır kafanı, bırak yağsın üstüne, neyin varki kaybedeceksin.

Ne zaman sıcağı gördün ki soğuktan şikayet edesin.

Kaldır kafanı.

Bırak yağsın üstüne.

Ve bir karar ver.

Ya çürü içerde,

yada köş özgürlüğüne….

İnan bana çok acılı olmayacak.

Hem olsa ne farkeder.

Neyin var ki kaybedesin.

Nasıl olsa ölmeyecek misin?

Kaldır kafanı işte.

Koş özgürlüğüne.

 

Yazar adının yayınlanmasını istememiştir. Adı bizde kalsın ….

Yaşar Kemal öldü diyorlar… İnce Memed ölür mü?

Yaşar Kemal öldü diyorlar… İnce Memed ölür mü?

Yaşar Kemal

İnsan düşleri öldüğü gün ölür…

Asıl adı Kemal Sadık Göğceli olan Yaşar Kemal, 1923 yılında Gökçedam, Osmaniye’nin Gökçedam köyünde doğdu.

Türk edebiyatının en önde gelen yazarlarından biridir. İlk öykü kitabı Sarı Sıcak’ta da yer alan Bebek öyküsü ile ilk romanı İnce Memed, Cumhuriyet’te tefrika edildi. İnce Memed, yaklaşık kırk dile çevrilerek yayımlandı ve kitaplarının yurtdışındaki baskısı yüz kırktan fazladır.

Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu’nun efsane ve masallarından yararlanmıştır. PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen ilk Türk yazardır.

ÇOCUKLUĞU

Yaşar Kemal, Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi’nin oğlu olarak aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü’ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan bir aileden dünyaya geldi.Kendi anlatımına göre bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğup büyüyen Yaşar Kemal, evde Kürtçe, köyde ise Türkçe konuşurdu. Ailesi, Birinci Dünya Savaşı’ndan dolayı Adana’nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerleşti. Beş yaşındayken, babasının camide öldürülüşüne tanık oldu.

 

Kemal Sadık Göğceli adı ile çeşitli yayımlarda yazarken Yaşar Kemal adını Cumhuriyet gazetesine girince kullanmaya başladı. 1952 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı olan Sarı Sıcak’ta da yer alan Bebek öyküsü burada tefrika edildi.

1947’de İnce Memed’i yazdı fakat yarım bıraktı ve 1953-54’te bitirdi.Romanı yazma nedeni eşkiya olan ve dağda vurulan amcasının oğlunun vurulması olduğunu 1987 yılındaki bir söyleşisinde belirtti. Ayrıca aynı söyleşide, çocukluğunun eşkiyalığın içinde geçtiğini, dayısının “en büyük” eşkiyalardan biri olduğunu, o çevrede 1936’lara kadar beş yüze yakın eşkiya bulunduğunu ve bunlardan birinin de Kurtuluş Savaşı’nda Kadirli’yi ilk örgütleyenlerden olan Karamüftüoğlu ailesinden ünlü Remzi Bey olduğunu söyledi. Remzi Bey’in kendisine, ilk İnce Memed hikayesinde “Çakırdikeni” diye yer alan diken hikâyesini anlattı ve Yaşar Kemal’le “eşkıyalığın felsefesini” yaptı.

Yaşar Kemal’in dünyada ilk kez yayımlanan eseri, Bebek öyküsüdür ve önce Fransızcaya, sonra İngilizceye, İtalyancaya, Rusçaya, Romenceye ve diğer dillere çevrildi.

Yaşar Kemal, kendi doğduğu, büyüdüğü topraklar Çukurova’da yaşanmış toplum­sal olayları “Ağalar ve eşkıyalar kavgasını” hem yaşamış ve hem de gözlem yapmış İNCE MEMED romanını yazmıştır.

İnce Memed

Toroslar’dan Akdeniz’e uzanan Dikenliözü’ndeki beş köyden birisi Değirmenoluk’tur. Bu köyün insanları köylerinden dışarıya çıkmazlar. Onun için buraların kendine has kanun ve töreleri vardır. Bu kanun ve töreleri Abdi Ağa koyar ve uygular. Dışarıdan kimse gelmez ve karışmaz.

Köyün yağız delikanlılarından Memed günlerdir Abdi Ağa’nın tarlasını sürmektedir. Artık dayanamayacağını anlayınca herşeyi bırakıp Kemse Köyü’ne gider ve Süleyman’a sığınır. Memed’in bu yaptığı aslında bütün köy ahalisinin hayalidir. Memed kışı Kesme Köyü’nde geçirir. Anasını ve köyünü özlemiş olmasına rağmen dönmemekte kararlıdır. Bir gün köyden bir tanıdık onu görür ve bu haberi hemen Abdi Ağa’ya yetiştirir. Bunu öğrenen Abdi Ağa Süleyman’ın kapısına dikilir ve Memed alıp köye götürür. O yaz Memed hasatı yapar ve Abdi Ağa’nın topraklarını sürer. Abdi Ağa ise ceza olarak ona hasatın beşte birini verir. O kış Memed ve anası çok zorluk çekerler.

Memed arkadaşı Mustafa ile ilk defa kasabaya giderler. Yolda iyi, mert bir eşkiya olan ve hayranlık duydukları Kara Ahmet’le karşılaşırlar. Kasabadaki yaşam Memed’i çok etkiler. Ağaların olmadığı herkesin hür olduğu bu hayat özlemiyle Memed sevgilisi Hatçe’yi kaçırmak için köye gider ve barber kaçarlar. Abdi Ağa’nın yeğeninin nişanlısı olan Hatçe ile Memed’in kaçmalarının ardından Ağa’nın adamları ve yeğeni onları yakalamak için izlerini sürerler. Nitekim bulurlar. Aralarında çatışma çıkar. Abdi Ağa’nın yeğeni ölür, Memed yaralanır ve kaçar. Hatçe ise yakalanır. Memed’in sığınacak bir yeri olmadığı için Deli Durdu denilen bir eşkiyanın çetesine sığınır. Çetenin yaptığı haksızlıkları gören Memed Deli Durdu’dan nefret eder.

Bu sırada Abdi Ağa Hatçe’yi cezalandırmak için ona bir tuzak kurar. Yeğenini Hatçe’nin öldürdüğüne jandarmaları ikna eder ve Hatçe hapishaneye düşer.
Eşkiyalığa iyice alışan Memed zulmetmeye dayanamaz ve çeteden ayrılıp yeni dostlar bulur ve onlarla gezmeye başlar. Bir gece köye geldiğinde anasının öldüğünü duyar ve Hatçe’nin başına gelenleri öğrenir. Ardından Abdi Ağa’nın izini sürmeye başlar.
Bu arada Abdi Ağa Memed’i ortadan kaldırmak için bir tuzak kurar. Memed ise kasabada Hatçe’yi bulur ve bir yolunu bulup onu ve arkadaşını hapishaneden kaçırmayı başarır. Köylüleri de Abdi Ağa’ya karşı gelmeleri konusunda yüreklendirir. O kış köylüler Abdi Ağa’ya hasatlarından bir buğday tanesi bile vermezler.

Abdi Ağa Ankara’ya telgraf çeker ve Memed’in gizlendiği yeri ihbar eder. Jandarmalar Memed’i kıstırırlar. Aralarında çatışma çıkar. Tam bu sırada Hatçe doğum yapar. Memed eşi ve çocuğu için teslim olur fakat bu esnada Hatçe vurulur. Memed’in dünyası yıkılır. O sırada çıkan afla serbest kalır. Doğan çocuğunu Hatçe’nin hapishane arkadaşı alır ve Gaziantep’in bir köyüne götürür.

Olaylardan Abdi Ağa’yı sorumlu tutan Memed köye gelir ve Abdi Ağa’yı vurur. Bu duruma sevinen köylü bayram eder. Memed ise atını dağlara doğru sürer ve o günden sonra Memed’den haber alınmaz.

O gün bu gündür Dikenlidüzü Köylüleri, çift koşmadan önce çakırdikenleri ateşe verirler. İşte tam o günlerde Alidağ’ın doruğunda bir top ışık patlar, üç gün üç gece yanar durur.